Epiktetos ve Epiküros: Ölüm, Ruhsal ve Cinsel Haz

Cinsel Sohbet ve Haz

Hayatın yegane amacının ve mutluluğun biricik kaynağı hazdır diyen Epiküros, ölüm korkusunun da gereksiz ve saçma olduğuna inanır. O ”ölüm varsa ben yokum, ben varsam da ölüm yoktur” düşüncesinden hareketle yaşama ölüm düşüncesini taşımanın gereksizliğine vurgu yapar, çünkü biri varsa diğeri olmamaktadır. İnsan olabildiğince acıdan kaçıp haza yüklenmelidir. Acı esasen gereksiz arzulardan kaynaklanmaktadır. Gereksiz arzuların hangileri olup olmadığını bilmek,insanın kendisini tanımasıyla olur, bu ise temel erdemi bilgeliği gerektiren bir şeydir. Bilge insan ne zenginlik, ne de mevki peşindedir. Bu niteliğe sahip olan kişi, sürekli değişen ve esasen tatmin edilemez olan, geçici olarak tatmin edilse de yeni yeni durumlarla kendisini hep peşinden koşturan bedensel hazlara zincirli değildir. Epiküros, bedensel hazları tamamıyla küçümsemese de, bu hazlara bir düşkünlük göstermenin yanlış olduğunu, çünkü düşkünlüğün acıyı ve mutsuzluğu beraberinde getirdiğini belirtir. Ona göre, ruhsal denge veya sükûnet insana ait doğasının en yüksek aradığı hazdır. İnsanlar, bu haza ise korku ve acılardan kaçınarak ulaşabilir. Hazlara ulaşmak lazım ancak hazlar arasında üstünlük sıralaması bulunur.

En üstün haz insanın ruhsal ve cinsel sohbet ihtiyaçların karşılanmasıdır

Kaldı ki ruhsal ihtiyaçları tatmin edilmemiş bir insan kabul edilebilir basit bedensel hazlardan dahi hiçbir zevk alamaz. Böyle bir insanın uykusu rahatça değildir, rüyası kabustur, içtiği içki zehir gibidir, yediği yemek tatsız ve tuzsuzdur, cinsel sohbet ise anlamsızdır. İnsanı hayvandan ayıran özellik, insanın ruhsal erdem veya hazlara yönelebilme potansiyelidir. İnsan, farklı bir tür olduğu için ona haz verip mutlu edecek şeyler de farklıdır. Bir insan, bir hayvanın mutlu olabileceği şeylerle mutlu olamaz, en iyi ihtimalde ise bu araçlara ancak mutlu olduğunu sanır. İnsan, insan olma potansiyeline yaklaştıkça mutluluğu da artar, doğru ve gerekli hazlara yönelen birey, kendisine acı verip mutsuzlaştıran tüm prangalardan kurtulur. Yaşamdan sözde ve yapmacık olarak değil gerçekten haz alan insan ,kendisine acı veren arzulardan kaçan, bilge, kendisine ve herkese adil,ölçülü,yetinmeyi bilen, özgür olan kişidir. dağıtılmış, komedi ya da dramda nerede ne yapacağı belirlenmiş bir varlıktır. Gerçekte sadece kaderine mahkum olan insan, bu mahkumiyeti özgürlüğe çevirebilir. Bu özgürlüğü elde eden insan, başına gelen felaketler yüzünden başkasını suçlayan cahil değildir. Kaderine razı gelen insan bilir ki başka bir seçenek yoktur,başka bir seçeneğin var olması da kendisinin elinde değildir,o halde üzülüp kederlenmenin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Mutluluk için cinsel sohbet, tutku ve ihtiraslardan kaçının

Özgür olmayı ancak daha çok içsel özgürlüğü önemseyen ve bazı kaynaklarda köle filozof olarak da gösterilen Epiktetos da, aşırı istek, tutku ve ihtiraslardan kaçınılması gerektiğini vurgular. O bir kölenin dahi içsel özgürlüğüyle bir kraldan daha çok özgür olabileceğini belirtir. Epiktetos’a göre, insan her şeyin Tanrı’dan geldiği kabul ederse, başına ne gelirse gelsin hayıflanıp üzülmez. İnsan bir tiyatro oyunundaki oyuncuya benzer, oyuncu sadece oyununu oynar, kostüme, dekore vb. şeylere karışamaz. İnsan kendisine ne verilmişse onunla yetinmeli erişemeyeceği ve sahip olamayacağı şeyler için açlık ve kıskançlık duymamalıdır. Çünkü bütün bu duygular onu mutsuz kılar. Öyleyse yapılması gereken şey, akla uygun olmayan duygular, tutkular karşısında, kişinin güçlü olması,bağımsızlığını kazanmasıdır. Kişi sahip olamadığı şeylerin tutkusuyla yanıp tutuşmamalıdır. Tutkular denizinde bir insan boğulur ki içsel özgürlüğü yaşayamaz, kişi ayrıca sahip olduklarına da aşık olmamalıdır. Bunlara aşık olması zincirlerini sahibine götürüp bağlamasını rica eden bir kölenin durumuna benzer. Epiktetos’a göre insan, ölüm, yoksulluk, yaşlılık, hastalık gibi korkulardan sıyrılmalıdır. Ölüm korkunç bir son değil, bir hakikattir. Ölümün kendisi esasen kötü değildir, kötü olan bizim ölüm hakkındaki düşüncelerimizdir. İnsan kontrolü dışındaki her şeye karşı bir teslimiyetle yaklaşıp, hiçbir şeyi dert etmemelidir.

İnsan her şeyi kontrol edemez

Bu ancak Tanrı’nın yapabileceği bir şeydir. İnsan, Tanrı olmadığı için kuvvetinin sınırını bilmeli, bununla birlikte her şeyin kendisini kontrol etmesine de izin vermemelidir. Yani kötü olarak görülen her şeyin kendisini olumsuz etkilemesine, ruhsal durumunun sarsılmasına, içsel özgürlüğünün kaybetmesine izin vermemelidir. İnsanın sevdiği birisini kaybetmesi, sakat kalması, mahkum olması, hastalıktan yatalak kalması ve buna benzer tüm olaylara karşı bile insan bir kabullenme, razı olma ruh hali içinde olmalıdır. Çünkü insan, oyunu çoktan yazılmış, rolleri dağıtılmış, komedi ya da dramda nerede ne yapacağı belirlenmiş bir varlıktır. Gerçekte sadece kaderine mahkum olan insan, bu mahkumiyeti özgürlüğe çevirebilir. Bu özgürlüğü elde eden insan, başına gelen felaketler yüzünden başkasını suçlayan cahil değildir. Kaderine razı gelen insan bilir ki başka bir seçenek yoktur,başka bir seçeneğin var olması da kendisinin elinde değildir,o halde üzülüp kederlenmenin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin